Gündem Kaynak: Ankara Sanayi Odası +1 5 dk okuma
Sanayi Odalarından Ortak İsyan: Sadece Tüketerek Büyüyemeyiz, Üreticiye Finansman Şart!
Hazırlayan Başak Yüksel, Proje ve TURQUALITY® Uzmanı
Onaylayan Ahmet Ersoy, Kurucu Ortak
Türkiye ekonomisinin sürdürülebilir büyüme modeli, enflasyonla mücadele politikaları ve makroekonomik istikrar arayışı devam ederken, Türk sanayisinin kalbini ve ana omurgasını oluşturan üç dev kurumun başkanından çok net, güçlü ve sarsıcı bir “acil durum” çağrısı geldi.

Ankara Sanayi Odası (ASO) Başkanı Seyit Ardıç, İstanbul Sanayi Odası (İSO) Başkanı Erdal Bahçıvan ve Müstakil Sanayici ve İşadamları Derneği (MÜSİAD) Genel Başkanı Burhan Özdemir, düzenledikleri yüksek perdeden toplantılarda sanayicinin, üreticinin ve ihracatçının sahada yaşadığı tıkanıklıkları açıkça dile getirdiler.
Üç başkanın da birleştiği ortak ve en net söylem; yüksek faiz oranları, krediye erişim engelleri, baskılanan döviz kuru ve artan üretim maliyetleri karşısında Türk sanayicisinin adeta “oksijensiz ve nefessiz kaldığı” gerçeği oldu. Türkiye ekonomisinin şu an için üretimle değil, tamamen iç piyasadaki tüketim çılgınlığıyla büyüdüğüne dikkat çeken iş dünyası liderleri, sanayiyi merkeze alan ve finansman kanallarıyla sonuna kadar desteklenen yapısal bir paradigma değişiminin ivedilikle hayata geçirilmesini talep ettiler.
Ankara sanayi odası (ASO): “Ucuz mal satma dönemi bitti, konteynere değer koyabilen kazanıyor”
Ankara Sanayi Odası (ASO) Başkanı Seyit Ardıç, fabrikaların üretim kapasitelerinin, küresel pazarlardaki rekabet güçlerinin ve şirketlerin mali dayanıklılık yapılarının aynı anda çok ağır bir ekonomik baskı altında olduğunu hatırlattı. Mevcut büyüme verilerinin arka planına sert ve analitik bir eleştiri getiren Ardıç, kalıcı büyümenin tüketimden değil, sadece ve sadece üretimden gelebileceğinin altını çizdi. “Ekonomi büyüyor; ama bu büyüme üretimden çok tüketime dayanıyor. Oysa kalıcı refahın kaynağı üretimdir. Artık büyümenin oranı kadar, bu büyümenin hangi kaynaktan beslendiği de hayati önem taşımaktadır” diyen Ardıç, sanayinin geleceğinin tehlikeye girdiği uyarısında bulundu.
Küresel ticaret arenasındaki kurtarıcının döviz kuru seviyeleri olmadığını da açıkça belirten ASO Başkanı Seyit Ardıç, sanayicilere yapısal bir dönüşüm ödevi verdi. Dünyada artık fason ve ucuz iş gücüne dayalı mal satma döneminin tamamen kapandığını vurgulayan Ardıç, “Küresel pazarda kalıcı başarıyı kur değil; verimlilik, teknoloji, ölçek ekonomisi, markalaşma ve yüksek katma değer belirler. İhracat konteynerine kim daha değerli, daha yüksek teknolojili ürün koyabiliyorsa günün sonunda o kazanıyor” dedi. Ardıç, önceliğin finansman yükünü hafifleten, şirket kârlılıklarını yeniden güçlendiren ve fabrikaların üretim kapasitesini doğrudan destekleyen yeni bir sanayi ekosisteminin kurulması olduğunu ifade etti.
İstanbul sanayi odası (İSO): “Kredi sınırları yetersiz, sanayici paraya ulaşmak için 6 ay sıra bekliyor”
İstanbul Sanayi Odası (İSO) Başkanı Erdal Bahçıvan ise sanayicinin can damarı ve en büyük oksijen kaynağı olan finansman kanallarındaki tıkanıklığı çok çarpıcı sahada yaşanan yapısal sıkıntılarla ortaya koydu. Sanayi kuruluşlarının yüksek finansman maliyetleri, bankaların kredi musluklarını kapatması ve artan mali yükler karşısında nefes almakta zorlandığını belirten Bahçıvan, sanayiciler için çok özel ve acil bir kredi paketine ihtiyaç duyulduğunu vurguladı. Ekonomi yönetiminin ve Ticaret Bakanlığının son dönemde ihracat reeskont kredilerini artırma yönündeki hamlelerine rağmen, sahada operasyonel ve bürokratik tıkanıklıkların aynen sürdüğünü belirten Bahçıvan, şu kritik açıklamayı yaptı:
“Sanayicinin oksijeni finansmandır. Geldiğimiz noktada sanayicimizin ciddi ölçüde oksijensiz kaldığını görüyoruz. Özellikle ihracatçılarımız için hayati önem taşıyan reeskont kredilerinde günlük limitlerin çok düşük kalması ve firma başına kullanımın 60 milyon TL ile sınırlandırılmış olması büyük bir engel oluşturuyor. Sanayicinin ihtiyaç duyduğu bu kredilere erişmesi sahada 5-6 aya kadar gecikiyor. Bu gecikme, siparişlerin kaçmasına ve üretimin baltalanmasına neden oluyor.” Bahçıvan, kredi kullanımındaki teminat bariyerlerinin, yüksek peşin faiz uygulamalarının ve düşük günlük limit sorunlarının sanayinin sırtında bir yük olmaktan acilen çıkarılması gerektiğini söyledi.
MÜSİAD: “18 Organize Sanayi Bölgesi ile yaşayan sanayi envanteri çıkaracağız”
MÜSİAD Genel Başkanı Burhan Özdemir de sadece para politikaları, sıkılaşma adımları ve yüksek faiz enstrümanlarıyla yürütülen enflasyon mücadelesinin, sanayi üretimini tamamen durma noktasına (atalete) sürüklediğini savundu. Para politikasının içerisine mutlaka sanayi stratejilerinin, üretici beklentilerinin ve maliyetleri artıran kök sebeplerin entegre edilmesi gerektiğini belirten Özdemir, sadece milimetrik enflasyon oranlarına odaklanarak üretimin göz ardı edilmemesi gerektiğini söyledi. Türkiye'deki fabrikaların yüksek maliyetler yüzünden tam kapasiteyle çalışamadığını ve içeride kurulu büyük bir atıl sanayi kapasitesi olduğunu vurgulayan Özdemir, bu sorunu çözmek adına radikal bir paradigma değişimi önerdi.
Türkiye'nin acilen ne ürettiğini ve ne kadar boş kapasitesi olduğunu bilen bir “yaşayan sanayi envanterine” ihtiyaç duyduğunu kaydeden MÜSİAD Başkanı Burhan Özdemir, bu doğrultuda somut bir adım attıklarını müjdeledi. İlk etapta 18 Organize Sanayi Bölgesi (OSB) ile ortak ve çok kapsamlı bir çalışma başlatacaklarını açıklayan Özdemir, bu çalışma sonucunda Türkiye'nin gerçek sanayi envanterini çıkaracaklarını, fabrikalardaki boşa yatan makineleri, kullanılmayan üretim hatlarını ve atıl kapasiteleri net olarak tespit edip yeniden ekonomiye ve üretime kazandıracaklarını ilan etti.
FIX yorumu: İhracatçı için ne anlama geliyor?
Değerlendiren Başak Yüksel, Proje ve TURQUALITY® Uzmanı
Sanayi dünyasının üç dev kurumunun eş zamanlı olarak yükselttiği bu güçlü ses, piyasada yaşanan nakit kuraklığını ve üreticinin omuzlarındaki maliyet baskısını hiçbir şüpheye yer bırakmayacak şekilde özetliyor. Banka kredilerinin bu denli pahalı, sınırlı ve ulaşılmaz olduğu bu zorlu dönemde, firmalarımızın küresel pazardaki rekabetçiliğini kaybetmemesi ve nakit akışlarını (working capital) koruyabilmesi için acilen atması gereken 3 stratejik adımı FIX Danışmanlık olarak radarımıza alıyoruz:
- Bankacılık Sistemine Bağımlı Kalmayın, Devlet Desteklerini Kaldıraç Yapın: İSO Başkanı Erdal Bahçıvan'ın da belirttiği gibi, reeskont kredisi almak ya da banka kapılarında finansman bulabilmek artık 6 ayı bulan uzun ve yorucu bir süreç hâline geldi. Bu finansal kuraklık döneminde şirketlerimiz, nakit ihtiyaçlarını sadece banka kredileriyle çözmeye çalışmaktan vazgeçmelidir. Devletin sunduğu, geri ödemesiz ve faizsiz nakit hibe mekanizmaları içeren KOSGEB, TÜBİTAK ve Ticaret Bakanlığının ihracat destekleri, firmaların bu nakit kuraklığında sığınabileceği en güçlü finansal kalkan olmalıdır.
- Konteyneri Değerle Doldurmanın Yolu “Teşvik Robotu”ndan Geçiyor: ASO Başkanı Seyit Ardıç'ın “Konteynere daha fazla değer koyabilen kazanıyor” tespiti, fiyat odaklı fason üretim modelinin Türkiye için artık tamamen bittiğinin en net tescilidir. Firmalarımızın dökme ürün satmaktan sıyrılıp; endüstriyel tasarıma, patente, yüksek teknolojiye ve markalaşmaya yatırım yapması hayati bir zorunluluktur. Bu dönüşümün getireceği yüksek finansal maliyeti tek başına göğüslemek yerine, devletin yürürlüğe koyduğu Pazara Giriş Projesi Desteği, Tasarım ve Ürün Geliştirme Projesi Desteği, UR-GE Proje Desteği ve TÜBİTAK 1602 Patent Destek Programı gibi devasa enstrümanlar firmanın ana büyüme motoru hâline getirilmelidir. Şirketler, içerideki Teşvik Robotu algoritmalarını ve veri tabanını kullanarak hangi subsidies ve hibe programlarına uygun olduklarını anlık olarak filtrelemeli ve Ar-Ge bütçelerini devlet eliyle sübvanse etmelidir.
- Atıl Kapasiteleri Dijital ve Yeşil Dönüşümle Kazanca Dönüştürün: MÜSİAD'ın 18 OSB'de başlatacağı yaşayan sanayi envanteri çalışması, fabrikalardaki verimsiz hatların tespiti için devrimsel bir adımdır. Fabrikasında boş kapasitesi olan veya yüksek enerji tüketen eski makinelerle üretim yapmaya çalışan üreticilerimiz, Ticaret Bakanlığı ve KOSGEB'in Kapasite Geliştirme Destek Programı mekanizmalarını ivedilikle incelemelidir. Enerji ve işçilik maliyetlerini dijital dönüşüm ve otomasyonla aşağı çekmeyen hiçbir firmanın, daralan dış pazarlarda rakiplerine karşı fiyatlama gücü (pricing power) elde etmesi artık mümkün değildir.