Avrupa’da Tarihi Eşik
Küresel pazarlarda ve Avrupa’nın endüstriyel devlerinde yaşanan yüksek enflasyonist baskılara, sıkı para politikalarına ve talep dalgalanmalarına rağmen, Türkiye ile Fransa arasındaki ticari, finansal ve sınai entegrasyon tarihi bir zirveye ulaştı. Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) tarafından açıklanan 2026 yılı Ocak-Mayıs dönemi dış ticaret verilerine göre, Türkiye’nin Fransa’ya yönelik gerçekleştirdiği dış satım tüm zamanların en yüksek ilk 5 aylık performansını kaydederek 4 milyar 340,5 milyon dolara ulaştı. Geçen yılın aynı döneminde elde edilen 4 milyar 138,7 milyon dolarlık hacmin üzerine net %4,9’luk bir büyüme ekleyen Fransa, Türkiye’nin en çok ihracat yaptığı 6. büyük küresel pazarı olarak stratejik ağırlığını ve vazgeçilmezliğini bir kez daha pekiştirmiş oldu.
Otomotiv Sanayii Tek Başına Sırtladı: İhracatın Yarısı Tek Bir Sektörde
Fransa pazarında elde edilen bu Cumhuriyet tarihi rekorunun arkasındaki ana lokomotif, küresel rekabet gücünü her geçen gün artıran ve teknolojik dönüşümünü sürdüren Türk otomotiv sanayii oldu. Otomotiv endüstrisi, Fransa’ya yapılan toplam ihracatın neredeyse yarısını tek başına göğüsleyerek 2 milyar 138 milyon dolarlık devasa bir ticaret hacmi üretti. Geçen yılın aynı dönemine kıyasla Fransa pazarındaki dış satımını tek başına 297,7 milyon dolar artıran otomotiv, bu ülkeye yönelik ihracat artışında da açık ara lider kol konumunda yer alıyor.
Sanayi grubunun diğer güçlü kollarında da hareketlilik mayıs sonu itibarıyla canlılığını korudu. Otomotiv sektörünün arkasından gelen hazır giyim ve konfeksiyon sektörü Fransa pazarına 321,8 milyon dolarlık satış gerçekleştirirken, kimyevi maddeler ve mamulleri 308,8 milyon dolar, elektrik ve elektronik sektörü ise 292,7 milyon dolarlık performans gösterdi. Demir ve demir dışı metaller sektörünün 276,3 milyon dolarlık bir katkı sağladığı bu dönemde, gemi, yat ve hizmetleri sektörü de 69,3 milyon dolarlık bir ihracata imza atarak dönemin en dikkat çekici alternatif büyüme alanlarından biri olarak kayıtlara geçti. Ayrıca geleneksel üretim kollarından mobilya, kağıt ve orman ürünleri sektörü 112,5 milyon dolar, madencilik ürünleri ise 60,4 milyon dolarlık dış satımla genel hacmi yukarı yönlü destekledi.
Sanayi Aksının Devleri: İstanbul ve Bursa El Ele Zirvede
İller bazında yapılan detaylı kırılımlarda, Fransa pazarının kazananlarının Türkiye’nin sanayi ve üretim kalbi konumundaki şehirler olduğu görülüyor. İstanbul ve Bursa, Fransa’ya yaptıkları yaklaşık 1,1’er milyar dolarlık ihracat performanslarıyla podyumu eşit şekilde paylaştı. Bu iki dev üretim merkezini 586,2 milyon dolarlık ihracatıyla Kocaeli, 374,7 milyon dolarla Sakarya ve 197,4 milyon dolarla İzmir takip etti. Küresel ligin genel tablosuna bakıldığında ise Almanya 8,3 milyar dolarla Türkiye’nin lider pazarı olma unvanını korurken; ABD ve Birleşik Krallık 5,7 milyar dolar, İtalya 5,6 milyar dolar ve İspanya 4,5 milyar dolarlık dış satımlarla Fransa’nın hemen önünde yer alan ilk 5 pazar olarak sıralandı.
FIX YORUMU
Fransa pazarında elde edilen bu tarihi zirve, iki ülkenin ortaklaşa koyduğu “2030 yılında 30 milyar dolarlık ticaret hacmi” hedefine giden yolda çok güçlü bir makroekonomik kilometre taşıdır. Ancak FIX Danışmanlık olarak, bu büyümenin uzun vadeli sürdürülebilirliği adına sanayicilerimizin radarımıza takılan kritik yapısal dinamikleri çok iyi analiz etmesi gerektiğine inanıyoruz.
İlk olarak, Fransa’ya yönelik toplam ihracatımızın yaklaşık %50’sinin tek bir sektöre (otomotiv) bağımlı olması, bu pazarı bizim için hem devasa bir fırsat havuzu hem de yapısal bir risk merkezi haline getirmektedir. Avrupa genelinde yaşanabilecek olası bir sektörel durgunluk, tüketici kredilerindeki daralmalar veya elektrikli araç regülasyonlarındaki radikal değişimler, Fransa’dan elde ettiğimiz toplam ciromuzu doğrudan ve sert bir şekilde etkileyebilir. Bu kırılganlığı azaltmak adına hazır giyim, kimya, mobilya, elektrik-elektronik ve hatta savunma gibi alternatif kolların bu pazardaki payı ve ürün çeşitliliği ivedilikle artırılmalıdır.
İkinci olarak; Bursa, İstanbul, Kocaeli ve Sakarya aksının bu ticaretteki ezici üstünlüğü, Fransa ile olan bağlarımızın basit bir alım-satım ilişkisinden öte, “ileri endüstriyel ortaklık” düzeyinde olduğunu kanıtlıyor. Şehirlerimizdeki üreticiler, Gümrük Birliği’nin sağladığı teknik mevzuat uyumunu ve tedarik zinciri entegrasyonunu büyük bir avantaja dönüştürmelidir. Fason üretim modelinden sıyrılarak ortak mühendislik, Ar-Ge iş birlikleri ve ortak tasarım projelerine odaklanmak, firmalarımızın kar marjlarını küresel düzeyde maksimize edecektir.
Son olarak, 30 milyar dolarlık o devasa 2030 hedefinin kapısını açacak yegane anahtar, AB Yeşil Mutabakatı kriterlerine tam ve kesintisiz uyumdur. Fransa, çevre hassasiyeti ve karbon vergisi regülasyonları konusunda Avrupa’nın en katı ülkelerinden biridir. Üretim süreçlerinde karbon ayak izini düşüremeyen, döngüsel ekonomi modellerine geçemeyen sanayicilerimiz, yakın gelecekte bu pazarda gizli gümrük duvarlarıyla karşılaşabilir. Bu dönüşüm trenini kaçırmamak ve rekabet gücünü korumak adına, sanayicilerimizin TÜBİTAK, KOSGEB ve Ticaret Bakanlığı tarafından sağlanan yeşil dönüşüm, dijitalleşme ve küresel markalaşma teşvik enstrümanlarını stratejik bir kaldıraç olarak en üst perdeden kullanması gerekmektedir.




